Prof. Dr. Sevgül Bilgiç: “İçimdeki Alev’i Deniz Yaktı”

KIZ KARDEŞİ DENİZ’İN VEFATININ ARDINDAN YAŞADIĞI YOĞUN DUYGULARI KALEME ALAN PROF. DR. SEVGÜL BİLGİÇ, BU BİRİKİMLERİNİ “İÇİMDEKİ ALEV” İSİMLİ KİTABINDA BİR ARAYA GETİRDİ. PROF. DR. BİLGİÇ İLE YAŞADIKLARINI VE KİTABININ OLUŞUMUNU KONUŞTUK.

“İçimdeki Alev” isimli kitabınızı hazırlama fikri nasıl doğdu?

Aklımdan hiçbir zaman bir şiir kitabı yazma fikri geçmemişti. İtiraf edeyim ki bu, benim için de en az beni tanıyanlar kadar sürpriz oldu. İlginçtir ki gerek lisede fen bölümünde öğrencilik dönemimde ve gerekse tıp fakültesinde geçen hayatım boyunca şiirle hiç haşır neşir olmamıştım. Bir akademisyen olarak yıllardır tüm enerjimi öğrencilerime ve bilimsel çalışmalarıma odaklamıştım. 9 Şubat 2001 yılında çok sevdiğim küçük kız kardeşim Deniz’i “ALL” teşhisi konulduktan sonra bir hafta içinde 53 yaşında kaybetmem, benim hayatımın bir dönüm noktası oldu. O dönem, onun acısını o kadar yoğun yaşadım ki özellikle geceleri aklıma zaman zaman duygusal fikirler gelmeye başladı. Sabahleyin hepsinin hafızamdan silindiğini görünce geceleri kısa kısa notlar tutmaya başladım. Bazen öyle anlar oluyordu ki düşüncelerimin hızına kalemimin gücü yetişemiyordu. Yıllar içinde yazdıklarımı arşivlemeye başladım. Şiirlerimin sayısı 70’e ulaşınca sevgili Deniz’imin anısına kitabı bastırmaya karar verdim.

Prof. Dr. Sevgül Bilgiç, Hacettepe Üniversitesi Göz Ana Bilim Dalı’nda 1976- 2000 yılları arasında 24 yıl süre ile tek kadın öğretim üyesi olarak görev yapmış. Bu durumun ilginçliğini “Bu bir rekor mu acaba?” diye sorarak ifade ediyor. Tek kadın öğretim üyeliği ise Prof. Dr. Sibel Kadayıfçılar’ın kadroya katılması ile sona ermiş.

YAĞLI BOYA RESİM ÇALIŞMALARIYLA SERGİLERE KATILIYOR

Prof. Dr. Sevgül Bilgiç, ilköğretim yıllarından bu yana yağlı boya resim yapıyor, özellikle 2009 yılında emekli olduktan sonra on yıldan bu yana daha yoğun bir şekilde resim çalışmalarına devam ediyor. Ankara‘ da “Galeri M” ve “Zeren’le” galerilerinde karma sergilere yağlı boya tablolarıyla katıldı.

Kapak tasarımında da kardeşiniz var, değil mi?

Evet. Anlatması zor olacak ama kısaca şöyle diyebilirim: Ön kapak tasarımında yer alan ve arka kapağa kadar uzanan kızıl alevlerle, içimde ona karşı duyduğum hiç sönmeyecek bir yangını ifade etmek istedim ve adını “İçimdeki Alev” koydum.

Şiirlerinizi yazarken ailenizin başka fertlerinden de ilham aldınız mı? Ayrıca başka ilham kaynaklarınız var mı?

Babam çok ince ruhlu, zarif ve duygusal bir insandı. Annemi ve biz çocuklarını çok severdi. Eşine, çocuklarına ve özellikle biricik torunu Selin’ e duyduğu sevgiyi zaman zaman yazdığı duygusal şiirlerle ifade ederdi.

Hep gözümün önünde o son hayalin
Dudaklarında arla yok arasında İnce bir tebessüm
Gözlerinde bilmecemsi bir bakış melekler gibiydin
Biliyordun sanki Ayrılık vakti geldiğini
Zaman durmuştu o an Kadere teslimim dercesine
Sadece bakışlarındı konuşan.
Bana son bir kez baktın
El salladın sessizce
Sonra, Bıraktın lavanta kokulu saçlarını
Sonsuz boşluğa Süzüldün vakur bir edayla
Meçhul ufuklara

 

 

 

Başka unsurlardan ilham alma konusuna gelince; benim “Bir Şubat Günü” şiirimde meşhur şairlerimizden Orhan Veli Kınık’ tan “Ah Keriman” şiirimde Ahmet Muhip Dıranas’ tan bazı esintiler hissedebilirsiniz.

Şiir yazmanın hayatınızdaki yeri nedir?
Bende şiir yazma ateşini körükleyen özellik, elbette çok sevdiğim varlığın ani kaybının bende oluşturduğu büyük travmadır… Yazdığım şiirlerin büyük bir kısmını o dönem kapsamaktadır. Kısaca diyebilirim ki duygusal bir kişi olmam nedeniyle benim şiirlerimin tadı, hayatımın akış yönü ile çok yakından ilgili. Bunun izlerini kitabımdaki şiirlerde görmek mümkün. Kitabın başındaki ilk birkaç şiir doğa içerikli olmasına karşılık travma sonrası yazılanlar, duyulan derin acıyı ifade eder tarzda. Kitabın sonuna doğru ise toplumsal içerikli şiirler sahneye çıkmaya başlıyor. Elbette şiirin her zaman hayatımda yeri olacaktır ve ilham geldikçe de yazmaya devam edeceğim.

En özel şiiriniz hangisidir?

“En özel şiirim şudur” diyemiyorum ne yazık ki. Zira hepsinin ayrı yeri var bende. “Son Hayal”, “Gün Batımı”, “Kır Çiçekleri”, “İstanbul’da Unutulmak” ve “Bir Şubat Günü” en sevdiğim şiirler arasında. Yine de seçmek gerekirse 1967 yılında Hacettepeli doktor arkadaşlarımla gittiğim bir kır gezisinde eşim Arman’ın evlenme teklif ettiği “Kır Çiçekleri” ve Deniz’e yazdığım “Son Hayal” en sevdiğim şiirlerdir diyebilirim.

Yazmaya devam ediyor musunuz, başka kitaplarınız olacak mı?

“İçimdeki Alev” kitabımın basımından sonra 5-6 şiir daha oldu. Kitap yazma ve basımının çok titiz çalışma ve emek gerektiren bir işlem olması nedeniyle bunu hayatın akışına bırakmayı tercih ediyorum.

Sizce ülkemizde şiire yeterince
ilgi gösteriliyor mu?
Maalesef Türkiye’mizde şiire
duyulan ilgi çok az.
Bu bakımdan şiir yeteri
kadar hak ettiği yere
gelemedi. Meşhur
şairlerimizin pek çok
değerli kitaplarını kitap
evlerinin tozlu raflarında
görmek çok acı.

 

50. EVLİLİK YIL DÖNÜMLERİNİ KUTLADILAR

Prof. Dr. Sevgül Bilgiç geçtiğimiz günlerde eşi Prof. Dr. Arman Bilgiç ile 50. Evlilik yıl dönümlerini kutladılar. Pediatrik kardiolog olan eşiyle Hacettepe’de tanışmış olan Prof. Dr. Sevgül Bilgiç, bize eşiyle ilgili şu bilgileri verdi:

“Arman da benim gibi Hacettepe Üniversitesi’nin ilk asistanlarındandı.1969-1972 Yılları arasında Amerika’da bulunduğumuz dönemlerde ben ‘okuler patoloji ve tümörleri’ konusunda eğitim alırken Arman, konjenital kalp anomalileri konusunda deneysel araştırmalarda bulundu. Hacettepe’ye döndükten sonra klinik uygulamalara başladı. Türkiye’de ilk olarak ASD, VSD ve transpozisyon anomalilerinde defektlerin ameliyatsız giişimsel yöntemlerle tedavisini başlatarak ve eğitimini vererek bu metodların tüm Türkiye’de yaygın uygulanmasının önünü açtı.”

Bilgiç çiftinin Selin isimli bir kızı, Berke ve Lara isimlerinde iki torunu var. Kızları Selin Ankara’da Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nda uzman olarak, damadı Cenk, özel bir şirkette çalışıyor.

Prof. Dr. Sevgül Bilgiç; çok sevdiği arkadaşlarına yemek sofraları hazırlamayı, beş çaylarında kek ve kurabiyeler ikram etmeyi çok seviyor. Yurt içi ve dışı geziler yapmaktan, güzel film ve tiyatro eserleri izlemekten de büyük keyif alıyor.

KIR ÇİÇEKLERİ

O gün öğrendim adını “Düğün çiçekleri” bunlar demiştin
Bırakıvermiştin alelacele
Tüm masumiyetinle O sarı demetleri elime
Ben, Ne yapacağını bilmeyen
Bir mahcup,
Sen Biran önce kaçıp kurtulmak isteyen şaşkın
Öylece kala kalmıştık sessizce
Ellerimiz kır çiçeğinde kenetli “Gallop” ritmi kalbimizde
Bir ömür boyu kilitli